6 Ekim 2011 Perşembe

DAMITMA HİKAYESİ. BİR BRANDY DOĞUYOR!

Aslında yöntemim biraz ters oldu. Damıtmadan önce alkol üretmeyi, fermantasyon sürecini anlatsam daha mantıklı olacaktı ama istek yüzünden damıtmadan başlıyorum.  Herşeyimi aksatan İstanbul macerası yüzünden şaraplarımla ilgilenememiştim ve sonucunda 2 tane 19luk damacanam az da olsa hava alıp, ucundanda olsa sirkleşme yapmıştı. Bende kıyamadım dökmeye, belki damıtım deyip, garajda bir köşeye bıraktım. Gel zaman, git zaman ekim ayına kadar sürüklendi. Aşağıda bakır boruları görüce aklıma geldi, haydi deyip koyuldum işe.

UYARI:
İlk olarak alkolden bahsetmek istiyorum. Bildiğimiz gibi alkol türleri çok geniş olsa da bizi 2 mono alkol ilgilendiriyor; etil alkol (etanol C2H5-OH) ve metil alkol (metanol CH3-OH).  Etanol bizim içkilerimizde, ilkyardımda, şuruplarda vb karşımıza çıkan zehirsiz (zararsız demiyorum, kimse kendini kandırmasım :) ) alkol ama bunun yanında yakıt/yakıt katkısı ve başta boya sanayii olmak üzere, sanayide kullanılan, zehirli (ki 25gr mı insanı kör etmek, 40gr ise öldürmek için yeterli) sanayi kimyasalı olan metanol.


Bilindiği gibi, son birkaç senedir, içki fiyatlarının fahişliğinden beslenerek, bazı gözü para hırsı ile dönmüş, katiller, başta rakı olmak üzere pahalı distile içkileri UCUZ olduğu için (ki metanolü bu kadar kolay nasıl temin ediyorlar?) ZEHİRLİ olduğunu bile bile, anasonla damıtıp RAKI DİYE piyasaya sürdüler. Bİr çok insan bu rakılar yüzünden ya öldü yada yaşamsal fonksiyonlarını yerine getiremez hale geldi. 


Bu noktada en büyük darbeyi evde amatör içki yapımıyla uğraşanlar gördü. İnsanlar o kadar korktular ki, (burada medyanın  etkisi yadsınamaz zira olayları anlatırken, metanolün bilinçli ve sonuçlarını umursanmadan, para denen kavram için kullanıldığının üzerinde durmadılar) evde üretilen alkollerde, metanolün oluşabileceğine şartandılar.


İlk olarak metanol, tarımsal kökenli kaynaklarla (meyveler, doğal yada rafine şeker fermantasyonuyla) elde edebilmek imkansıza yakındır. Metanol klasik usullerle meşe talaşının fermantasyonu ile ve modern usullerle ise karbonun hidrojenize edilmesiyle üretilebilir. Peki hiç mi metanol olmaz? Evde oldukça kötü üretilen alkollerde volümektrik oranın %0,00250 si kadar metil alkol oluşabilir ki bu oran ticari olarak satılan bir votkada bile % 0,00070 altında değildir. Yani evde üretilen bir votkadan kör olmanız için , 22 litre votka içmeniz lazım ki, bu miktara gelemeden zaten metil alkolden önce, etil alkol zehirlenmesinden ölürsünüz :) Ayrıca iyi bir yapılan damıtmayla, bu oran ticari içkilerin çok altına çekilebilir (metanolü sıfıra indirgemenin en basit ve etkili yolu yapılan her damıtmanın ilk 50grmını atmaktır).




DAMITMA (DİSTİLASYON):
 damıtma (distilasyonun) bir kaç ilkesinden bahsetmek istiyorum. Malum, sıvılar farklı sıcaklıklarda buharlaşma özelliklerine sahip. Bizi burada asıl ilgilendiren alkol olduğundan, 2 buharlaşma sıcaklığı bilmemiz yeterli. Metanol 64.7°C de kaynama noktasına ulaşır, etanol ise 78.4°C bu noktaya erişir, suda ise 100°C  dir.(hoş su her zaman buharlaşabilir ama malum burada basınç faktörümüz de var) Damıtma da tam olarak bu özelliklerden faydalanır. Eğer sıcaklığımızı 78,4 dereceye sabitlersek (ki ev imkanlarında imkansız en düzgün bir sistemde bile %5 lik bir sapma olabiliyor) yada olabildiğince yakın tutabilirsek, tüm etanolü toplayabiliriz

Bu paint terk çizimde basitçe alkol damıtma çevrimi anlatılmakta.

Resimde de anlatıldığı gibi ısı kaynağından alınan ısıyla alkol buharlaşmaya başlıyor ve sonucunda buhar soğutucudan geçerken ısı çekiyor ve faz değiştirerek sıvı hale geliyor. Basitçe sistem bu olsa da bazı eklemeler lazım. En önemlisi termometre. Piyasada 70 °C  üzerini ölçen termometre yok gibi. Ölçtüğünü iddia eden nispeten ucuz (30 tl) termometrelerin hiçbiri ölçmüyor, gerçekten ölçenler ise oldukça pahalı. Ben de bu konuya ucuz ve basit bir çözüm buldum. Bir ucuz multimetre (10tl civarı ki evinizde  elektronikle ilgileniyorsanız kesin vardır) ve National Semiconductor firmasının lm35 lineer sıcaklık sensörü (5 tanesi 1.2 lira). Sensör 3 bacaklı, bağlaması basit. sadece 9v pile ihtiyacınız var, sonuçları lineer voltaj olarak verdiği için multimetreyi dc ye almanız yeterli. Vede oldukça düzgü sonuç vermekte. Elimdeki diğer kuyruklu termometre ile de çıkış sıcaklıklarını ölçtüğümde, soğutma sistemimim çalışırlığını izleyebiliyorum.

Aslında bakılırsa kurduğum sistem fazlasıyla ilkel. Ama elimde yeterli malzeme olmaması sebebiyle (kaynağı ateş yakıp yumuşak lehimle yaptım :) ) Kaynama kabı larak annemin eski 10l düdüklüsünü kullandım .9  çok detaylı olamadı, bu ilkelliğe rağmen fazlasıyla efektif.


Bu ilk versiyon. Yarım litre kadar damıtma yaptım. Ama soğutma sadece su ile sağlandığından çok su sarfiyatı oldu (1 litre suma damıtma da neredeyse 30lt).


 Sonraki versiyonumda salt su soğutma yerine, bulduğum heatsinki ve fanı ekledim, su soğutma bölümünü 3te 1e indirdim ve sadece damlama miktarında açarak 10lt suma damıtma da sadece 20lt su harcadım. 

 Efsanevi antika düdüklü tencere ve elektrikli ocak.


Alkol damlarken :)



Damıtırken kısacık bir video.



Sonucunda damıtma işi bittiğinde, 38lt den neredeyse 10lt brandym oldu. onları meşe cipsleri ile 5-6 aylık bir dinlenme sürecine bıraktım :)

ARABA TOPARLAMACA

Buzlu bir 31 aralık günü arabamı çarparak, acınası bir hale getirmiştim.. Bu da yetmezmiş gibi, aracın triger kasnaklarını da yamultmayı başardım. 1 yıl kadar İstanbulda çalışmama mütakip, arabacağızım  kendi başına, haraket edemez bir vaziyette yattı durdu.

 Yalnız  iyi de vurdum ha! Tamponda harap




Kapıda Düşmüştü

Kaputta sağlam kaynak kalmamıştı!

İşten atılıp, tekrar kürkçü dükanına dönünce, arabaya olan ihtiyacım had safhaya çıkmış, çözüm yolu aramayı başlamıştım. İlk başta yapılacak arabayı yürür hale getirmekti. ustaya gidip, 800tl karşılığında arabayı yürür hale getirttim. Ardından bir kaç  kaportacı gezdim. Hatta Bursa'yı alt üst ettim. Herkes kocaman kocaman rakamlar söylüyordu, bazıları abartıp, neredeyse arabanı ederi kadar söylüyordu, kimisi broadwayle takas edelim diyordu! Sonunda bunun altından kalkabileceğimize inandırdım kendimi, hatta şartlanmıştım bile buna. Hemen üniversiteden arkadaşım (otomobiller ve d.i.y. konusunda beni aratmaz :) ) Mustafa'ya anlattım durumu. Zaten o dünden razıydı! 

Artık eksiklerimizi tamamlama vaktimiz gelmişti. İstanbulda buluşup, Pendik, Bostancı ve nihayetinde Maslak'ta parçaları aramaya koyulduk. Yorucu bir günün ardından, tüm gerekli parçaları edindik. Hele kaput tam bir hikayeydi :) Neyse bir kısmını  ambarcılarla, kalanını ise kendim Bursa'ya getirdim. Bursada verilem kaput fiyatına , stoplarına kadar herşeyi aldım!  Hemen heyecanla birleştirmeye başladım garajımda.

 Çok ucuza aldığım (80tl orjinal kaput :)

Tamponu onardıkran sonra.


Fakat ters olan şeyler vardı. Her ne kaar kapıyı oturtsamda, bir türlü yeni aldığım çamurluk yerine oturmuyordu, çok eğreti duruyordu. Ayrıca çekiçlenmesi gereken derin göçükler ve parça eklenmesi gereken bir çürük vardı. Çevrede gezdim ve herkes (Bursa da) tok satıcı olmuş. Zira arabaya bu işlemleri yapcak adam yok! olanlar da bu kadar basit işlem için 1000tlden aşağı istemiyor.  Bende lpgmi doldurduktan sonra, gorillaz eşliğinde, Mustafa'nın öğrenci kenti Sakarya'nın yolunu tuttum. Ufak bir araştırmadan sonra, 450 tlye bunları yaptırdık.  Sıra gelmişti boyaya ama 750 den aşağı boya için isteyen yoktu ki o boyalarında kalitesi malum. aradan 1 hafta geçtikten sora yine, birkaç ıvır zıvır parça ve boya için Maslak yolunu tuttuk. 

Bu arada fikrimizden bahsettiğimiz  herkes, "yapamazsınız!" "rezil edersiniz!" "bık bık" "cık cık" diye bize demediklerini bırakmadı! Mustafa hatta " Adını yazamayan adamlar bile bunu yapıyorsa, biz kesin yaparız" yaklaşımıyla, gaz miktarımı iyice arttırdı. boyaları, sertleştiricile, hatta tineri dahi aldık. Bunları eve getirdikten sonra Bursaya kompresör almaya gittik. Koçtaştan 140 liraya  kompresörümüzü aldık. Pistole ve diğer grekli olanlar zaten elimde de vardı.

Araba boyanmadan önce herkes beni potansiyel sokak yarşısı yada driftçi olarak görüyordu! Hollywood benliklerine öyle kazımış ki, gördükleri kaputu farklı, çamurlu siyah yamalı,macunlu arabayı "kesim motru yüklüdür yarışçıdır la bu!" diye algılıyorlar. Başta 3 faça şahinci olmak üzere, 1 eski civic ve 1 fiat brava benim 105pscik (o araçlara göre süpercar, hatta egzotik kategorisinde bile olabilir ) aracımla yarışmaya kalktılar tabi ki pek sallamadım onları.

En sonunda malzemeleri topladım. Ve Mustafayla başladık. (macunlama kısmını fotoğraflamamıştım)


 İlk olarak eksantrik ve el zımparalarızla, boyayı zımparaldık, macunları düzelttik





 Zımpara işi bittikten sonra, tinerle silerek satıhı pürüzsüzleştirdik.

Videoda hazırlıklarımız var.



Bu malzemeyi, yapı marketten aldık. Kendisi statik yüklü olduğundan, camlara tutturmak işten bile değildi.



Boyanmayacak heryeri iyi maskelemek gerekiyor.

Artık boyaya başlama zamanı gelmişti. İlk olarak astarı atmamız gerekliydi. Zaten en önemli kısım astar. Zira astar ne kadar iyiyse, boyayı o kadar gösteriyor.


Kullanacağımız malzemeler.





 Astar ve katlarını attığımız video. (katlar arası 5 saat bekledik)


Ve astar işimiz sonlandığına göre (1 gün bekledik) artık boyaya geçebiliriz.





 Boya katlarını attığımız video (2kat). (katlar arası 6 saat bekledik)


Ve boya üzerinden 1.5 gün geçtikten sonra, vernik işine başladık.






Vernik uygulamamız. 2 kat attık (çok parlak olmasını istemediğimizden) ve katla arası 1 saat beklemek yeterliydi.


Ve en sonunda, arabam hazır. hale geldi. Ve SONUÇ:





Contalar, kapı fitilleri havalandırma kapakları takılmamış/oturtulmamış o sebepten garip duruyor. Birde kaput açık kalmış :)

Sonuç olarak araba boyası fazlasıyla tatminkar oldu. Hatta o 800tl lik boyalarda bile bolca akma varken, bu çalışmada tek damla bile olmadı. Boyanın tek kusuru, doğal kurumaya bıraktığımızda, evde tam anlamıyla tozsuz bir ortam sağlayamamış olmamız sebebiyle, bazı yerlerde toz yapışması oldu ki, bu da boyayı çok incelemeden fark edilmiyor bile. 

Ve bu çalışmada emeğini esirgemeyen Mustafa'ya sonsuz teşekkürler, emeğine sağlık!